|
|
Haftalık Yazılar
Savunma Mekanizmaları
Freud kişinin küçük yaşlardan itibaren kendi benliğini korumak,
sorunlar,iç ve dış çatışmalardan en az etkilenmek için çeşitli şekillerde
kendini rahatlatmaya çalışan savunma mekanizmaları geliştirdiğini ileri
sürmüştür.bunlardan narsisistik savunmalar en ilkelleri olup, daha çok
çocuklar ve psikotik grup olarak adlandırılan hastalıklardaki kişiler
tarafından kullanılır. Olgun olmayan (immature) savunma mekanizmaları yeni
yetişme ,erişkinliğe geçiş dönemindekiler ve psikotik olmayan psikiyatrik
hasta grubu tarafından kullanılmaktadır. Nevrotik savunmalar obsesif*kompulsif
bozukluk ve histerik yapıdaki kişilerde ya da stres altında bulunan
kişiler tarafından kullanılır.Olgun savunmalar ise sağlıklı kişilerce
kullanılabilen, sağlıklı ve üretime yönelik iş gören uyum
mekanizmalarıdır.
a) Narsisistik savunma mekanizmaları:
İnkar (denial ): Kişi sorunun bilinçli olarak dayanılamayan acı veren ve
rahatsız eden istek, gereksinim, duygu ve düşünce gibi yönlerinden
uzaklaşmak için, olayın varlığını kabul etmez, önemsemez, bunlarla ilgili
bilgi edinmekten kaçınır, görmezden gelir. Başlangıçta bu durum kişinin
hissettiği sıkıntıyı azaltsa da, olaya yönelik gerekli tedbir ve çareleri
planlamayıp zarar görmesine ve gerçeklerden uzak kalmasına yol açabilir. (
hastalığı olup, tedavisi görmesi gereken bir kişinin hastalığını kabul
etmemesi gibi)
Çarpıtma (distortion) : Birey kendi iç dünyasının gereksinmelerine göre,
kendi dışındaki durum ya da süreçleri gerçekçi olmayan bir şekilde
değişikliğe uğratır( kötü alışkanlıkları nedeniyle sevilmeyen bir kişinin,
“ben çok güzelim,akıllıyım, o yüzden meyve veren ağacı taşlarlar” diyerek
sevilmediğini belirtmesi gibi). Kişi bir takım istek, düşünce, duyguları
gerçekte varoldukları gibi kabul edip, sıkıntı ve içsel çatışma yaşamamak
için, daha farklı hale getirerek sıkıntı yaratmayacak şekilde kabul etmeye
çalışır.
Primitif idealizasyon ( olgun olmayan örnek alma): Kişinin etrafındaki tüm
bireyler ya tamamı ile iyidir ya da tamamı ile kötüdür. İyi olarak
görünenlerin iyilik dereceleri abartılır ve tanrılaştırılarlar, kötü
olarak algılanmış olanlar ise yerden yere vurulurlar. Yani ya siyah ya
beyazdırlar. İkisi bir kişide bir araya getirilemez. Bu nedenle
karşılarındakiler haksızlığa uğrar ya da aşırı güvendiklerinden kendileri
aldanabilirler.
Yansıtma (projection): Kendinde ya da kendisi ile ilgili durumlarda
varolan istenmedik ya da katlanılamayan bir özelliğin, karşısındaki
kişiler ya da durumlarda var gibi algılanılmasıdır. Bu kişiler kendi
hataları olmasına karşın başkalarını suçlarlar. Özellikle paranoid
bozukluklarda görülen, kişinin kendisinin çevresindekilere yönelik
hissettiği öfkeyi “herkes bana karşı, bana düşmanlık besliyorlar” şeklinde
ifade etmesi bir örnek olarak verilebilir.
Yansıtmalı özdeşim (projective identifacation) : Kişi ya dayanamadığı,acı
veren özelliklerini ya da karşısındakine güven duymak için iyi bulduğu
özelliklerini karşısındakine yansıtır. Bu yansıtılan özelliklerin
karşıdaki kişinin olumlu özellikleri ve kendisine göre sağlam kişiliği
tarafından daha da olumlu hale getirildiği (ham maddenin işlenmesi gibi)
inancı ile bu işlenmiş özellikler tekrar kişi tarafından geriye alınarak
kendi özellikleri arasına katılır. Bu şekilde olumsuz özellikler sürekli
kontrol altında tutulurken, enerji harcanır. Bu savunmanın sıklıkla
kullanılması kişinin sürekli olarak dışarıdaki başkalarına bağlanmasına
yol açabilir.
Ayırmak (splitting) : Kişinin dışındaki tüm varlıklar, durumlar iyi ya da
kötü diye ikiye ayrılır. Buna zaman zaman kendisini de dahil eder. İyiler
hoşlanılan duygulanımları ve güzel hatıralar olarak; kötüler hoş olmayan
duygulanımlar ve olumsuz anılar olarak zihinde korunur. Birbirine karşıt
ve çatışan duygulanımları bölümlere ayrılır. Bu iyi ve kötü hisler,
durumlar bütünleştirilemez. Karşıdakilere yönelik olarak hissedilen
şüpheci hislerin sonucudur, ancak bunun ona karşı kendi hislerinden
kaynaklandığının bilincinde değildir. Bu savunma mekanizması çocukluk
döneminde güzel deneyimlerin , olumsuz deneyimler tarafından
baskılanmamasını sağlamaya çalışır. Sınırda (borderline) kişilik
bozukluğunda gözlenir. Herhangi bir sorun esnasında, daha önce iyi olarak
nitelendirilen kişi ya da durum aniden kötü hale getirilir. Karşıdaki
kişinin değeri iyi ile kötü durum arasında sürekli yer değiştirir. Çocuk
gelişiminde bireyleşme-ayrılma evresinde ebeveyn-çocuk ilişkisinin bozuk
olmasından kaynaklanmaktadır.
b)Olgun olmayan savunma mekanizmaları:
Eyleme dökme (acting-out): Kişi yaşadığı olumsuz bir durumun getirdiği
duygu yükünü, bilinçli olarak taşıyamayacak ve üstesinden gelemeyecek
olgunluk düzeyinde ise, aniden düşünmeksizin ve olumsuz sonuçları hesaba
katmadan vücutsal ya da sözel bir tepki göstermesi durumudur. Bu davranış
ile olayın kendi üzerindeki tepkisini yoketmeye geçici bir rahatlama
yaratmaya çalışması durumudur. “Pire için yorgan yakmak” ya da “keskin
sirke küpüne zarar verir” bu durumu belirtmeye çalışan ata sözleri
arasındadır.
Kilitlenme (Blocking): Geçici olarak düşüncenin ya da konuşmanın , bazen
de duygusal görünümün ve dürtülerin de bir anda,istemdışı olarak kesilmesi
halidir. Psikozlarda , beyin damarlarına ait sorunlarda ve aşırı
duygulanım hallerinde normal kişilerde de görülebilir.
Hipokondriazis: Birey yaşadığı olumsuz duygulanımları ve karşısındakilere
yönelik kabul edemeyeceği saldırganlık dürtülerini, kendinde ağrı ve
vücutsal hastalık olduğu şeklinde bir düşünceye dönüştürerek kaygıdan
uzaklaşabilir. Bunu yaparken de
Özdeşleşme (identification): Gerçek ya da hayal edilen sevilen bir kişiyi
kaybetme durumunda hissedilebilecek olan acıyı hafifletebilmek için, bir
kişiyi örnek alma , onunla özdeşleşme şeklinde gözlenen bir savunma
mekanizmasıdır.
İçe atma (İntrojection): Bir durum ya da bir başkasının özelliklerinin,
kişinin düşünce yapısına uydurularak benimsenmesi durumudur. Bu şekilde
sevilen bir kişinin özellikleri, onu kaybetme tehlikesi ya da ondan ayrı
kalmanın bünyeyi sarsan acı etkilerinden korunmaya yönelik olarak, içte
yaşatılır. Benzer bir şekilde korkulan durum ya da kişilerin özellikleri
de, bunlardan doğabilecek olan kaygıyı azaltmak için içe alınarak, öfke ve
saldırganlık hisleri kontrol altına alınmaya çalışılır.
Pasif agresif ( edilgen-saldırgan)davranış: Başkalarına yönelik olarak
hissedilen öfkeli,saldırgan hislerin, doğrudan söz ya da davranışla
ifadesi yerine, işte başarısızlıklar, işi geciktirme, oyalama ve
hastalıklar ile başkalarını dolaylı olarak olumsuz etkileme şeklinde
göstermektir. Bu davranışlar zaman zaman mazohizm ya da öfkeyi kendine
yönlendirme ile de kendini gösterebilmektedir.
Gerileme (Regresyon): Kişi eğer zor bir durumla karşılaşırsa, erişmiş
olduğu olgunluk ya da gelişme dönemine ait davranışlar yerine, daha alt
gelişme basamaklarında verilebilecek, daha ilkel davranışlarla karşılık
verebilir. Bu durum çocuklarda, yeni bir kardeşleri olduğunda idrar, dışkı
tutamama ya da bebeği kıskanarak onun gibi davranma şeklinde
görülebileceği gibi; büyük düş kırıklıklarında, hastalık geçiren kişilerde
ya da yatılı okul öğrencilerinin eve dönüşleri sırasında, daha çocuksu
davranışlar şeklinde görülebilmektedir. Bağımlı ve pasif bir davranış
yapısı geliştirebilirler.
Bedenselleştirme (somatizasyon): Birey sıkıntısını , gerilimini vücutsal
belirtilerle dile getirir. Ruhsal belirtiler yerine, vücudun farklı
yerlerinde farklı yakınmalar gözlenir.
c-)Nevrotik savunma mekanizmaları:

Yer değiştirme (displacement): Kişinin duygu,düşünce,istek ve dürtülerini
daha kabul edilebilir olan,asıl duruma herhangi bir açıdan benzerlik
gösteren ancak daha düşük öneme sahip başka bir duygu, düşünce,istek ve
dürtüye dönüştürmesidir. Böylece saf hali ile çıkması durumunda kabul
görmeme ve sıkıntıya neden olabilecek durumlardan kurtulunarak, daha az
sıkıntı verebilecek olan durumlara dönüştürülür. Örneğin fobilerde asıl
korkulan şey örneğin cinsellik ise, bu kapalı yer korkusuna ya da başka
bir korkuya dönüştürülmüş olur. Ayrıca rüyalarda da bu dönüşüm gözlenir.
Bastırma (represyon): İstenmeyen,duygulanım, anı ya da dürtülerin
bilinçten uzaklaştırılması durumudur. Eğer o düşünce gerçekleştirilecek
olsa, kişinin kendisi ve çevresi tarafından olumsuz karşılanabileceği,
bunun sonucunda kaygı ve gerilime yolaçabileceği için o düşünce
bilinçaltına hapsedilir. Hapsedilen bu birikimlerin bilince çıkmaya
yönelik yoğun baskılarına karşın, bunların bilinçten uzaklaştırılması ve
bilinçaltında tutulabilmesi için sürekli olarak enerji harcanır.Bunlar
unutulmuş olarak bilinçaltında depo edilir. İsteyerek hatırlanamazlar. Bu
dürtü ve anılar, bilincin hakimiyetini yitirdiği uyku esnasında rüyalar
şeklinde ortaya çıkarlar. Fazladan enerji harcandığı için de kişinin
işlevselliği olumsuz yönde etkilenir.
Yalıtma (İzolasyon) : Bir fikir ya da anının duygusal yönünün
hissedilmeyerek, bastırılarak anlatılması ya da yaşanması durumudur.
Duygusal birikiminden ayrılan kalan içerik, tekdüze, çok anlam ifade
etmeyen, renksiz bir özellik taşır. Obsesif kişilik yapısına sahip
kişilerde daha çok görülmektedir.
Kontrol etme(Controling): Çevredeki olay,kişi ve nesneleri kişinin kendi
içinde yaşadığı çatışmaları azaltmak ve kaygısını düşürmek için, aşırı
derecede düzenlemeye, kontrolü altına almaya çalışmasıdır. Öyle ki
hiçbirşey belirsiz olmamalı ve kendi istediği düzen içinde olmalıdır. Bu
her zaman mümkün olamayacağı için kişinin gerilimi bu durumlarda daha da
artabilir. Başkalarının hareket alanını daraltıp, uzun erimde sorunlara
yol açabilir.
Ayrıştırma(Dissosiasyon): Bilincin kişiye zor ve katlanılamaz gelen
bölümleri bilinç alanından uzaklaştırılarak, bunların zaman zaman ayrı bir
şekilde faaliyete geçmesi durumudur. Örnek olarak işkence görenlerde ya da
ağır duygusal,fiziksel ve cinsel taciz yaşantıları olurken, bunların
hissedilmeyip, sanki başkasına yapılıyor gibi algılanması durumudur. Bu
anlara ait hatıraların normalde hatırlanmayıp, ansızın o anlar tekrar
yaşanıyor gibi meydana çıkması görülebilmektedir. Dissosiyatif füg,
dissosiyatif amnezi, depersonalizasyon bozukluğu ve dissosiyatif kimlik
bozukluğunda, akut stres bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ya da
ağırı stres ve yorgunluk halleri sonrasında görülebilmektedir.
Dışarlama (Externalization): Kişi kendi içsel denetimi altında olan dürtü,
çatışma , duygulanım, düşünme tarzı ve davranış şekillerini dış etmenlere
bağlaması, onların denetiminde hissetmesi, dış çevre ile ilgili görmesi
durumudur.
Kısıtlama ,ket vurma (İnhibition): Kişilerin üst ve altbenlikleri
arasındaki iç çatışmalarını azalmak için , kendi düşünce, duygulanım,
davranış içerik ve hızlarını sınırlandırmaları ya da yavaşlatmalarıdır.
Kişi bu nedenle duraklayabilir, yapabileceği bazı şeyleri yapamayabilir.
Dolaylı olarak kendini cezalandırma yoluna gider.
Düşünselleştirme (İntellectualization): Kişi belli bir dürtüyle ilişkili
olarak normalden daha yoğun bir ilgi içindedir. Ancak bu artmış ilgi
sadece düşünmekte kalır. Sonuç olarak o konunun konuşulması çözüme yönelik
değil, o düşüncenin etkisini azaltmaya yönelik, havanda su dövmekten
ibaret olmaktadır. Kişiler bu şekilde kendilerini rahatsız eden durum veya
duygulanımlardan, soyut düşünceler üreterek kurtulmaya çalışırlar.
Bahane bulmak (Rationalization): Bir duygu,düşünce ya da davranışın gerçek
halinin tam olarak görülemeyip, kişiye uygun gelen, etrafça da kabul
görebilir başka açıklamalarla dile getirilmesidir. Bu şekilde kişi haklı
olmadığı durumlarda, kendini haklı gibi hissetmeyi ve davranışının
sonuçlarından huzurlu olmayı amaçlayan bir düşünce içindedir. Böylece hata
ve eksiklerini kapatmaya çalışır.
Tersine çevirme (Reaction-formation): Bir konuya yönelik aynı anda
hissedilen, birbiriyle çatışan iki duygudan biri önem kazanıp, daha çok
ortaya çıkarken, diğer duygunun yokolması durumudur. Ortaya çıkan duygu, o
kadar yoğun bir şekilde ifade bulur ki, o duygunun tek başına varolmadığı,
ondan farklı bir duygunun da gizli olarak tutulduğu düşünülür. Bireyler
bilinçli ya da bilinçdışı gizledikleri duygu, davranış ya da
düşüncelerinin tam tersi şekilde hareket etmeleri durumu gerşekleimektedir.Kişi
kendisi için kabul edemediği “ondan nefret ediyorum” düşüncesini, “onu
seviyorum” haline dönüştürür ve bu yönde davranır. Ancak bunu normalden
daha aşırı bir şekilde göstererek, etraf tarafından yapmacıklıkla
suçlanabilir. d-)OLGUN SAVUNMA
DÜZENEKLERİ

Altruism: kendisi için değil, başkaları için yaşamak bencillik yapmamak
çevresindekilere destek vererek korumaya ve onların ne hissettiğini
anlamaya çalışmak.
Anticipation: gelecekte karşılaşabilecek zor ve kötü sonuçları gerçekçi
olarak hesap edip ona göre amaca yönelik planlar yapmak. Kötü olasılıkları
düşünüp, en kötüye yönelip plan yapıp zorluklara hazırlıklı olmak. Bir
satranç oyuncusu gibi ileriki hamleleri düşünerek hareket etmek.
Asceticizm: bilinçli olarak zevk almaya dayanan tüm şeylerden vazgeçerek
belli hedefe ulaşmak, büyük bir hedef, ülkü peşinden koşarak rahatlık,
keyif vb. davranışları bir kenara gitmek.
Humor (mizahi bakış açısı oluşturmak): hem kendisi hem de etrafındakiler
üzerinde kötü etkiler bırakmadan düşünce ve duygularını, mizahi bir bakış
acısıyla ifade etmeye yarar. Gelecekte oluşabilecek olumsuz olayları
tolere edebilmeye olanak sağlar. Kişinin kendisini çok fazla yermeden,
kendisiyle ve etrafıyla dalga geçebilmesi, bıyık altından gülmesi
kendisiyle barışık olmasına yol açar.
Yüceltme (sublimation): Bireyin sahip olduğu dürtülerin (örneğin cinsel
dürtü) değişim göstererek, sosyal olarak kabul edilebilir bir alanda çaba
harcamaya yönelmesidir. Örneğin güzel sanatlarla uğraşmak gibi. Ferhat’ın
Şirin’e ulaşabilmek için su yollarını aşması gibi. Bilinçli olarak kabul
edilemeyecek cinsel doyum gibi dürtüleri sosyal açıdan beğenilen bir amaca
yöneltmek. Konuyu ve hedefi cinsellikten uzaklaştırma işlemi
gerçekleştirmektedir. İd dediğimiz her türlü şeyi (cinsellik, saldırı vb)
yapmaya çalışan sistem bu şekilde kendisini ifade etmeye çalışır.
Supression: (bastırma): bilinçli olarak bir fikir yada duygulanımı unutmak
ertelemek bastırmak. Represyondan farkı, bu işlemin bilinçli olarak
isteyerek yapılmasıdır.
|
|